28 Nisan 2015 Salı

Kapı Eşiği

Kalbim yanıyordu
İçimdeki yeşermiş her bi fidan kurumuştu
Ve şimdi ise
Hepsini ateşe vermiştim. 
Unutmak istemiştim,
yok etmek istemiştim bi' nebze olsun. 
İşe yaramış mıydı bilinmez.. 
Başımı yerden kaldırdım
Dik yokuşlu ve eski binalarla dolu olan bu küçük sokağı hiç üşenmeden yukarı doğru tırmanmaya başladım
Bu şekilde hararet yapan bedenim 
içimde yanan kurumuş fidanlarımın daha çok alevlenmesine yol açacaktı, öyle değil mi?
Hayır öyle değil, ilkindi vakti yaklaştı. 
Hava hafiften turuncu
Mevsim hafiften küçük sineklerin çıktığı ilkbahar zamanı
Termometreler bi sıcağı bi soğuğu gösteriyor
Buna aldırmıyor olacağım ki bi solukta çıkıverdim o dik yokuşu 
Gözlerim kararmaya başlamıştı
Tutuştu heralde içimdeki fidanlar, dumanları mı bu gözlerimin üstüne çöken?
Eski bi evin kapısına dayandım
Eşiğine çöküverdim 
İçimdeki ateşin durgunlaşmasını istedim 
Yaslandığım boyanmış tahta kapı elbiseme takılmıştı 
Lanet olsun!
Kapıdan elbisemi çekiştirmeye başladım 
İki çocuğun aynı anda tuttuğu şeker gibi çekiştiriyordum elbisemi 
Ya da indirimde olan 1 liralık kızılayda satılan "5 tanesi bi lira abla geeğl" diye bağırdıkları kapış kapış çekiştirilen çoraplar gibi çekiştirdim
Bi kaç kez kapıya yumruk attığım kesin
Sonunda!!
Zafer çığlıkları
Boyanmış tahta kapı tüm sokağı hatta ülkeyi sallandıracak bi gıcırtıyla aralandı 
Kapı eşiğinde oturan ben arkamı dönmeye bile cesaret edemedim
Elimde elbisemin takılan pile kısmı duruyordu 
Kafamı öne eğip ipi çekilmiş olan elbisemi düzeltmeye koyuldum
Arkamdaki her kimse beni pür dikkat izlediğine eminim çünkü kapı gıcırtısı kesilmişti
Yanımda iki ayak belirdi
Bense hala kapı eşiğinde oturuyordum 
Ayak numarası 55 mi 85 mi diye düşünmeden edemedim
Bebek mezarı gibi töbe estağfirullah
O ayakkabının içine 8 tane benim ayağımdan sokarım ben 
"Bayan?"
Kafamı kaldırmaya cesaretim yoktu
"Üzgünüm evinizin önünü işgal etmeye hakkım yok fakat izin verirseniz burada bi kaç saatimi geçirmeliyim, en azından ateş sönene kadar"
Cevap vermemişti 
Öylece bana dönüktü
Gençti belli ki
Kot pantolonunun paçalarını kıvırmıştı
Ama düzensiz bi biçimde
Yaşlı da olabilirdi
Ya abdest öncesi katladığı paçalarını indirmeyi unutmuşsa?
Kafamı kaldıramadım 
Kaldırmaya cesaretim yoktu 
Utanıyordum 
"Oturabilir miyim?"
"Sizin değil benim sormam lazımdı, özür dilerim"
"Madem benim evimin önündesiniz, misafirimsiniz demektir. Tanrı misafirisiniz siz bana"
"Bunu duymak güzel" 
Aslında pek değildi
Hatta umrumda bile değildi
Tek hissedebildiğim o acı his
Karnımın içinde kalem döndürmesini beceremeyen birinin sürekli döndürme çabası vardı. 
Düşen her kalem kalbime saplanıyordu. 
Bu arada yanıma bi kedi gibi gelip oturdu 
Rahatsız etmeden
Can yakmadan
Varlığını hissettirdi 
Fakat ruhen sıkmadı
"Af buyurunuz haddime değil ama, sizi buraya ne sürükledi"
"Kalbimdeki yangın"
"Kalbinizdeki yangını bi bardak su mu söndürür yoksa kapı eşiğindeki yabancı mı?"
Gömleğinin kollarını kıvırmaya başladı 
Böylesine ukala fakat beni gülümseten bi tavır takınması hoştu 
Kafamı kaldırdım
Gözlerime baktım
Çünkü o gözlerde yemin edebilirim kendi gözlerim vardı
Kaç salise öldürdük öyle bilmiyorum
Dünya saatine göre 3.5 saniye bana göre 3.5 yıl öylece donakaldım
Başımı öne eğdim
"Tanrı misafiri olmak herkese nasip olmaz, öyle değil mi?"
"Öğle değil Bayan, ilkindi vakti artık. Baksana, hava hafiften turuncu
Mevsim hafiften küçük sineklerin çıktığı ilkbahar zamanı
Termometreler bi sıcağı bi soğuğu gösteriyor sense bi kapı eşiğinde yabancının tekiyle oturuyorsun.."
Şaşkınlığımı anlatacak kelimem yoktu
Ya mehdiydi
Ya melek
Ya Adnan Oktar
Ya da beyin okuyucu şaklabanlardan biriydi
Ne diyecektim? "Ahhaaanda ben bunu buraya oturmadan düşündüydüm aferin gız" mı diyecektim? 
Uzun süre duraksadım. 
Kendimi toparladım 
Olmadı 
Yutkundum sözlerimi
"Haklısınız"
İkimizde ellerimizi önümüzde bağlamıştık
Gözlerimizi ise ellemize
Ruhlarımız birbirine bağlanmıştı 
Sözlerimizse boğazımıza düğümlenmişti
Ne o konuşuyordu ne de ben
Oysa tüm bu suskunluk söz bitimi değildi
Kalbimdeki küllerin bile son buluşuydu
O ise suskunluğuyla uçurmuştu tüm bu küllleri
Şimdi o bi kazazedeyle oturuyordu 
Bense tanrı misafirlerine kucak açan bay 85 numara ayakkabısı olan kapı eşikçisiyle.. 


13 Nisan 2015 Pazartesi

İzninizle

Yazacak ne cümlem kaldı
Ne de nakşedeceğim bi kaç kelime
İçimdeki aşk'ın sönmesiyle 
Her şey anlamsızlaştı yine
O gitti
Ben gittim
O bitti
Ben bittim
Ölen aşkımızın cenazesi kalktı
Toprağa verildi 
O cennetini yaşarken 
Ben kabir azabını çekiyorum
O yaşarken 
Ben çürüyorum
Şimdi;
Ben gidiyorum
Sonsuz suskunluğa
Bundan sonra ne bi cümlem var
Ne de bi kelimem yok olmuş bu aşka 


Müsadenizle

8 Nisan 2015 Çarşamba

Mor

Bunu yapabilirdim. 
Ağlamadan onun karşısında konuşabilirdim. 
Hemen orada duruyordu işte. 
Yalnızca yanına gidip 4.yılımızı kutlayacaktım değil mi? 
Ne güzelde yatıyor benim en sevdiğim denize karşı..
Rahat da gibi..
Şimdi konuşmayıp ne zaman konuşacaktım ki hem? 
Yavaş yavaş adımlarla onca yatan insanın arasından 
kimseyi rahatsız etmeden
dua okuya okuya ona doğru ilerliyordum. 
Karşısında durup en sevdiği gülümsememi takınmaya çalıştım. 
Merhaba gözbebeğim benim yârin
Elimdeki çiçekleri ona doğru gösterdim
Bak sana ne getirdim
En sevdiğimiz çiçeklerden..
Papatyalar
Bi kaç yüz bin tane getirmek istedim aslında 
Fakat toplayabildiğim 
daha doğrusu kıyabildiğim kadarı buydu..
Anlamsız bir sessizlik oldu. 
Konuşmaya başlamam lazımdı. 
Tüm o yatan insanlar beni dinliyordu onunla birlikte. 
4.yılımız sevgilim..
Birlikte gittiğimiz o bahçede bana kendi ellerinle topladığın o papatyaları vermenin üzerinden tam 4 yıl geçti..

2 hafta boyunca planladığın teklifin her bi kelimesini gözlerimin önünde unutup, bocalayışının tatlılığı sanki 3-4 saniye önce olmuş gibi gözümün önünde..
Sanki içindeki haykırışı duymuş olacağım ki sana sarılıp kokunu ilk kez içime çekişimdeki titreyiş gibi ellerim şu an karşında titriyor. Affet beni canımın içi..
Bilirsin,
Uzun konuşmalar yapmam gereken yerlerde pek uzun konuşamadım. 
Gülmeye başladım sessizce
gözlerimin doluşunu aldırmadan
Hatırlıyor musun?
Mezuniyette birinciliğim açıklandığında konuşmam gereken tüm konuşmayı heyecandan unutup yalnızca "teşekkür ederim." dediğimde o koskoca salonda ortalarda zıplayıp delicesine bağırıp alkışlayan bi sendin gözbebeğim. Sanki tüm salondan alacağım alkışın 15 bin milyon katını vermiş gibiydin. Her zaman yanımda olan şapşal bi sendin.
Her zaman benim olan sendin
Şimdi ise O'nunsun. 
Emanettin sen bana
Verdim seni O'na.
Gözlerimden yaşlar akmasına rağmen ilk kez konuşmamı durdurmadım
Derin bir nefes aldım
yutkundum
en derindeki acımı bastırdım
Özür dilerim mavim
Biraz heyecanlıyım da..
Heyecanlanmak bana göredir bilirsin
Annenle tanıştırmak istediğini söylediğinde tüm portakal suyunu yüzüne püskürtmüştüm
ve heyecandan o 3 gün hiç uyuyamamıştım
Annenin karşısında tüm tırnaklarımı yemiştim 
sense elimi ağzımdan çekip ellerine kenetlemiştin
Ellerin ilk kez bi babaydı benim için
Dudaklarımı ıssırmıştım 
Onun bana yakıştırdığı en güzel göz makyajı gözümden yavaş yavaş süzülüyordu. 
O ise hala sessiz
Birden üzülmemem gerektiğini hissettim
Sanırım onun da içi sızlıyordu
Birden gülümsedim 
Elimin tersiyle tüm akmış makyajımı temizledim
Haha bi de senin logar kapağı konmayı unutulmuş bi çukura tek bacağın girecek şekilde düştüğünde sen yerde kahkaha atıyordun ben olduğum yerde kırılıyordum hatırlıyor musun?
Sahte kahkahalarım etrafın sessizliğiyle çınlıyordu
Bi de çukurdan çıktıktan sonra pantolonunun dizinin yırtılıp bacağının sıyrılmış olduğunu gördükten sonra ki yüz halin çok üzücüydü. Saatlerce betonda oturup her "off yanıyor" dediğinde üflediğimi de hatırlıyor musun? Ciğerlerimde hava kalmamıştı sen ise sırf inadına yaptığını söylemiştin en sonunda. 
Neymiş efendim
Onunla ilgilendiğimi görmesi hoşuna gidiyormuş muş muş hahaha aptal. 
Konuşmayı bu sefer uzattığımı düşündüm 
Saçımı kulağımın arkasına aldım
4 yıl oldu sevgilim
ve ben bu kadar yakınken sana ruhunla bu kadar uzak olmak canımı 3 yıl boyunca fazlasıyla yaktı
Kıyamazsın değil mi bana?
Canımı her yakan kişiyi yakacağını sen söylemiştin
Bak şimdi ise mesafeler yakıyor
Gülümsedim
Güçlü görünmeye çalıştım
Papatyaları ellerimin titreyiş eşliğinde ona doğru uzattım 
Bak gözbebeğim
Papatyaların
Önceki getirdiklerimden biraz farklı 
Mor renginden nefret ettiğimi bilirsin..
Geçen geldiğimde anlatmıştım..
Değil mi? Sizde duydunuz!
Etraftaki yatan insanlar çıtlarını dahi çıkarmıyorlardı
Pekala, yeniden anlatıyorum..
Seni en son görüşümde olay yeri inceleme o bakmaya kıyamadığım yüzüne o salak örtüyü örtüyordu
Yüzün..
Gözlerimi kapadım, yutkundum..
..yüzün mosmordu..
Ellerin..
örtünün kenarından sarkan benim ellerimi kenetleyen o eller de mosmordu 
İşte sırf bu yüzden mordan nefret ediyorum. 
O ana geri gitmiştim 
Bir telefonla 3 otobüsle gideceğim mesafeyi gözyaşlarımla birlikte koşarak gitmiştim
Sanki o değilde ben boğulmuşum da akciğerlerime su dolmuş gibi hissettim 
Nefes alamadım 
Elimi boğazıma koydum 
Yutkundum
Her zaman ki ataklarım başlamıştı
Öksürdüm 
Mecalim kesildi
Sakinleşene kadar 
..ağlamam durana kadar 
..bakakaldım mor papatyalara. 
15 dakika geçti geçmedi
Toparlandım (gibi yaptım)
Gülümsememi yeniden takındım
Her zaman seni taklit etmeyi severdim bilirsin 
Sesimi senin gibi yapardım ve bu seni çok güldürürdü
Yürüyüşümü senin gibi yaptığımda o görüntüme dayanamayıp sırtına alırdın beni sırf o şekilde yürümeyeyim diye
Şimdi ise senin için mora bürüneceğim
Şimdi aynı senin gibi ciğerlerime kadar su dolacağım
Şimdi aynı senin gibi beni de o örtüye serecekler 
Şu karşıyı görüyor musun 
Şu seni içine yutan koskoca mavilik
İşte bugün içinde senin ruhunu bulmaya gideceğim 
Bulunca ise sana sarılacağım
3 yıldan sonra ilk kez.. 
Bu mor çiçekler senin en sevdiğim
Senin gibi kokmasalarda bana sen gibi göründüler..
Sanki bembeyaz tenleri mora dönüşmüş gibi
..sen gibi. 
Şimdi gidiyorum sevgilim
Fakat ayrılığımız bu sefer uzun sürmeyecek 
Ve iyi haberlerim var gözbebeğim,
Bu sefer yok olacak aramızdaki o araf mesafe..
4.yılımızı ben gelince kutlarız olur mu?
Her evimin önünde beni papatyalarla beklerken sana dediğim gibi,
5 dakikaya geliyorum,
seni seviyorum. 





1 Nisan 2015 Çarşamba

Deli

Tavan yine üzerime üzerime geliyor
Üzerimdeki neyin etkisi bilmiyorum ama en son bıraktığımda bu oda dönme özelliğine sahip değildi 
Gözlerim kapalıyken kurabildiğim dengem
Gözlerim açık iken sanki roller coster kafasıydı 
"Biraz hava, biraz kafa, biraz da bira, bu yaşam fazla, hadi biraz gazla"
Yine başladım kelime oyunlarına
Alakasız kafiyeler yapıp cümlelerimi yine boka sardıran anneme göre o "manasız" oyunları genelde kafam hoşken uydururdum ya da boşken..
Ne var sanki biraz beynimin esiri olsam? 
Ne yani? 
İlla platonik olup götü başı dağıtıp bar köşelerinde mi geziyim?
Kalbimin sıkışını mı izleyim?
Aşk bana göre karahindiba çiçeği gibi

Üflerken zevk alıyorlar
Uçuşunu izlerken de öyle 
Fakat bi müddet sonra tüm o güzelliğin uçunca sap gibi kalıyorsun
Sonra seni bi kenara fırlatıyorlar 
Çürüyüşünü izliyorlar 
Bazıları alıp seni suya koysalar da 
İçten içe çürümeye devam ediyorsun
Kayboluyorsun.. 
İşte bu yüzden 
Yani sırf kaybolmamak için şu dünya denen bok çukurunda
Aşk bana göre çok uzak bi kavram..
Oh may gad
Dışarıya ne zaman çıktım ki ben
Bu spot ışığı da ne uzaktan bana yanan?
E gittikçe büyüyor bu?
"Oha beyaz ışık"
"Ölüyom mu lan?"
"Ak sakallı dede? O nerde? İbne!"
Kollarımı iki yana açtım
Bu beyaz ışık yutacak beni sonra sanırım oyunlardaki gibi huni gibi beyaz ışığın sonundan çıkıp cehenneme düşeceğim
Oha çokeylenceli
Beyaz ışık bağırarak büyüyordu
Kalbim kulaklarımda atıyordu hissediyordum
Fakat atışının sesini beyaz ışıktan dolayı duymuyordum 
Sanırım cehennemde gelişimi kutluyorlardı
Neydi bu siren sesi?
Saliseler kala ani bir fren sesi duyuldu 
Tüm cadde inledi
Beyaz ışık önümde durmuştu 
"Ulan almadan gidersen beni seni varya seni, seni yiyeeerim yeeerim" 
Çarpılmaktan korkmuyor değildim 
Ama beyaz ışığı da trollemeden öldü dedirtmezdim ben değil mi?
Yer ayaklarımdan kayıyordu
Sallanmaya başladım 
Ya geriye düşecektim ya beyaz ışığa bırakacaktım kendimi
Sonrası sonsuz cehennem..
Beyaz ışığa bırakıverdim kendimi 
(TAK)
Kaportaya yapışmış kuş kakası gibi hissediyordum
Cehennemde araba mı varmış? 
Motorun sıcaklığını yüzümde hissediyordum.
Arabadan hızla inip yanıma koşan biri vardı
Kafam dönmese görecektim aslında şeklini şemalini
"Ooooo ak sakallı dede araba maraba şekilli şukullu"
"İyi misin? Neden kenara çekilmedin korna basmama rağmen? Canın acıyor mu?"
"Canım acıyor mu mu? Canım.. Canım tacım bacım kaçın tarçın marçın"
"Buraya gel sana bi bakalım"
İki kol beni gökyüzündeki kaldırımlara oturttu 
Melih Gökçeği tebrik ederim
Adam azmetmiş gökyüzüne kaldırım yaptırmış
Gravity hilesi bulmuş bide
Şehirce uçuyorduk çünkü
"Şükürler olsun hiçbir şeyin yok."
Gökyüzünden yeryüzünü izliyor gibiydim
Her şey neden ters?
"Bir şey mi içtin? Sakinleş hadi"
"Neden sakinleşelim ki? Bak yeryüzüne sende benimle"
"Demek yeryüzü ha?"
"Dimik yiryizi hı"
"Bıdı bıdı bıdı"
Annem bile burnumla oynamamıştı
Sevdim ben bu dedeyi he
Bi daha dünyaya gider de ölürsem
Yine seninle ölürdüm be ak sakal!
"Dede gözlerim yollarına hasretti be! Senelerdir dua ediyorum al şu canımı da geberiyim diye! Niye şimdi geldin de önceden gelmedin? O öldüğünde beni de alacaktın yanına bende kesmeyecektim kendimi!" 
Gözyaşlarımı tutamadım
En yakın arkadaşımın can çekişi gözlerimin önüne geldi 
Kapattım gözlerimi
Gözyaşlarımın yanağımda süzülmesine izin verdim
Yere bastığımı hissediyordum 
Gözlerimi açtığımda ise uçuşa geçtiğimi..
Kapattım sıkıca 
Bi daha açmamak üzere 
İki eli yüzümde gözyaşlarımı severken hissettim
Ya da siliyordu
O kadar kibardı ki gözyaşlarıma 
Sanki her biri mutluluk gözyaşlarına döndü
Gözyaşlarım hüzün yerine tebessümünü saldı etrafa 
"Ağlarken de güzelsin, uçarkende"
İlk kezo gülümseyişimi bi ak sakallıya yaptığıma inanmıyorum 
Dede dede olalı böyle ölümlü kezo görmemişti
Öbür tarafta bana lav konferans çukurunda kömür madalya takacaklar
"Deliyim ben"
"Hadi amaaa delilerin kafasında huni olur"
"Huni mi?"
"Huni huni, hani hani, fani fani, papi papi, papi çülo"
Cehennemden vip ak sakallı
Ön sıralardan lav kazanı kazanmışım gibi hissettim 
"Açma sakın gözlerini aklıma bir fikir geldi, bekle"
1.sınıf çocuğuna az kaldı tut ilerde benzinlikte duracağız demişler gibi susup oturdum
"Birazdan kafana geçireceğim şeyi ellerinle sıkı tut, düşmesin. Aynısı bende de olacak ve savaşacağız, anlaştık mı?"
"Anlaştık! Kaynaştık? Karıştık! Takıştık! Yatıştık!"
Kafama geçirdiği cisim noel şapkası gibi ama fazla derin
Sert
Ciddi şekilde soğuk
Huni şeklinde 
Omuzlarıma kadar değip kafamı içine yutan bir şey
"O neeeeydi gıs"
"Kızlara nasıl anlatılır ki bu ya? Hani trafikte yolu kapatırlarda ortaya turuncu huni koyarlar ya, ha işte ondan!"
"Peki dede sana bi soru. Biz bunlarla savaş mı yapcaz?"
"Ayyyyynen"
"Sen tanıdığım -ayrıca tek tanıdığım- en çılgın en bana benzeyen ak sakallı cehennemci dedesin"
"Ellerini ver"
Ellerimi uzattım
Elleri sıcacıktı
Yüzüne götürdü
"Gördün mü, sakalım yok"
Yüzü pürüzsüz ve yumuşacıktı
Burnu o kadar minnaktı ki sıkmadan edemedim
Kirpikleri elime takacak kadar uzundu
Saçları..
Saçları..
Kelimem yok güzelliğine
Panda gibi..
Ayıcık gibi..
Ellerimi çekip yüzüme götürdüm
Yanıyordu
Gözlerimi açamıyordum
Kafamdaki huniyle çok güzel göründüğüme eminim zaten..
"Başlayalım mı?
"Benim gibi bi deliyle ne işin var?"
"Benim gibi bir deliyle asıl senin ne işin var?"
"3 deyince seni sevebilir miyim?"
"Üç, güç, hörgüç, döngü, örgü, görgü"







29 Mart 2015 Pazar

Şizofren

Yine leyla zamanları..
Aklımın başımda olmayıp kıbrısta bi kumar masasında bahis olarak ortaya atılmış o saçma 10luk gibi olduğu zamanlardayım..
Elimde kırık şemsiyem ve paçaları ıslanmış pantolonumla en iyi günü geçirdiğim söylenemezdi pek. 
Günlerce kafamı kurcalayan o lanet platonikliğimi de artık arka cebime sıkıştırma vaktinin geldiğini bi nebzede olsun hissediyordum. 
Ya yağmurun akışına bırakacaktım kendimi
Ya da ağlama krizlerine..
"Yıllarca sencildim be adam! Bırak bencil olayım biraz!" 
Karşımdaymış gibi bi de üzerine bağırdım "fak yu madafaka"
Arkamı dönüp hem delirmişliğin verdiği o mayhoşlukla hem de unutmaya hazırlanışımın verdiği o heyecan birbirine sokulup bana karşı savaş açtı. 
Az sonra bağacığına basıp su birikintisine düşen o şizofreni görünce tüm bu hisler ortadan kalkıp yerini kahkahalara bıraktı. 
Biraz kahkahamı yabancı bulmuş olacağım ki sanki ben mi güldüm gibisinden dudaklarıma dokundum
Uzun zaman olmuştu
"Gerçekten" gülmeyeli..
Şemsiyeyi fırlatıp kalkmak için çabalayan o şizofrenin yanına gittim. 
Kolundan tutup kaldırdım. 
Gözlerini gözlerime değdirdi
Zaman durmuştu
Yağmur damlacıkları ağır bir fren yapıp gökyüzünün kolyeleri oluvermişti 
Öylece asılı kalmıştı güneş evrende 
Dünya durmuş 
Etraftaki her şey toz olup kaybolmuştu
Etraf zifiri boşluk
Ben ve şizofren kalmıştık. 
Bal gözlü şizofren. 
Uzun zaman sonra kalbim kulaklarımda atıyordu. 
Sanırım beyin mıncıklanması yaşıyordum. 
Her şey gibi o da donmuştu uzun süre izledim o gözleri.. 
Kaç ay geçti bilmiyorum 
Baya izledim işte
Yalnız iyi izledim he
Fazla iyi izledim yannnnız
"Bırakacak mısınız kolumu?"
Hobbala.. Ne güzel izliyordum ya..
Kendime geldiğimde kuru olan saçlarım banyodakinden farkı yoktu 
Islanmış olan sadece paçalarım da değildi ayrıca..
"Of course" 
Ne yani havalı bi giriş mi yapmak istemiştim yani?
Ne dedim ben? 
Allah kahretsin!
Yüzümü buruşturmakla kalmamış
Yağmurla birlikte erimiş toprağa karışmıştım bile..
Kolunu bıraktığımda yere yeniden yapıştı 
Bu sefer gülesim gelmemişti
Canının yandığını görünce tüm vücudumun sızladığını hissettim..
"Ö-özür dilerim.. Durun size yardım edeyim"
Koluna girmeme izin vermişti
Topallayarak yürüyordu
"Yağmur dinecek gibi değil. Biraz oturmak iyi gelecektir" ...bize 
Sıradan bi kafeye oturuverdik
Konuşmuyordu 
Masanın üzerinde olan koluma bakıyordu
Daha doğrusu bileğime
Gözlerini bir saniye ayırmadı bileğimden
Endişelenmem gerekirken sesimi dahi çıkartmadan gözlerine baktım. 
Gözümü kırpmadan tüm o gözleri önce kalbime sonda gözlerime sığdırdım
Tek kelime konuşmuyorduk 
Gözlerini gözlerime değdirdi 22 dakikadan sonra ilk kez 
"Teşekkür ederim bayan"
Asıl ben teşekkür ederim o gözleri bana bahşettiğiniz için
Asıl ben teşekkür ederim sesinizi benimle paylaştığınız için
Asıl ben teşekkür ederim kolunuza girmeme izin verdiğiniz için
Asıl ben teşekkür ederim ciğerlerime sizin kokunuzu çekmeme göz yumduğunuz için
"Fark yapmaz" 
Neydi bu şimdi?
Başka cümlem mi yoktu?
"Gözlerinizi nerden topladınız?.."
Maltepe pazarından 
İkinci el oto pazarından
Hadi gidelim Osman diye çığlık atıp kaçasım geldi. 
Bu nasıl bi soru? 
Benimle nasıl dalga geçer?
"...bana çiçek bahçelerini hatırlattı"
"Sizinde gözlerinize kim soktu?" 
Yapacağım işi
"..yani bana balı hatırlattı. Arılardan girmek istedim başta fakat edebiyat yapamayacak kadar tutulmuş durumdayım, affedin!"
Tepkisiz kalmıştı
Donuk bakıyordu
Boş gibi
Hiç gibi
Kalkıp siktir olup gitmek belkide en güzel fikirdi
"Özür dilerim, her şey için.. Gitmeliyim ben belki de"
Çantamı yan sandalyeden alıp ona döndüğümde bana elini uzatmıştı
İçtiğimiz kahvenin ücretini mi istiyor yani?
Aşağılık! 
Çantamı sinirle masanın üstüne koyup cüzdanımı çıkartırken elini çantamın üzerine koydu ve elini yine bana doğru uzattı..
Ellerim ve elleri 
Nesquick ve süt
İskender ve tereyağ
Gece ve yıldızlar
Kum ve deniz
Çiğköfte ve nar ekşisi 
Sahalar ve sow 
Bu kadar uyumlu olabilirdi ellerimiz ancak
Ellerimi ellerine yerleştirdiğimde 526262626 parçalı bi puzzle'ı tamamlamış gibi hissettim. 
Elimi kendine doğru çekti
Kalemini çıkardı ve bileğime yazmaya başladı. 
Neydi o?
Numarası?
Adı-soyadı?
Twitter adresi?
Tc kiml.. Bi sn ne?


"Fakat b-bu çok güzel"
"Öyle mi dersiniz?"
"Öyle.."
Konuşmuyordu 
Yalnızca gözlerime bakıyordu
Bense gözlerine
Etrafımız yavaş yavaş kararıyordu
Yine ben ve o kalmıştık
Dünyadaki trilyonlar silinmiş nüfus sayısı lisedeki karneme benziyordu 
"0 (sıfır)"
Gülümsedi birden
Gamzesi yoktu
Demek ki bu kadar kusursuzdu..
Yanağında oluşan o çizgileri
Ezberleyiverdim
"Kimsin sen?"
Bu sefer gülmüştü
Dişleri..
Onu mükemmelleştiren küçük bir unsurdu sesinden sonra
Ayağa kalktı
Topallamıyordu
Derin bir nefes aldım
Masanın etrafından dolaşıp yanıma geldi
Eğildi
..eğildi ve yeni kurumuş olan saçlarımdan öptü
Ve hiçbir şey demeden kapşonunu kapatıp kafeden çıktı
Arkasından bakakaldım
En güzel rüyanın ortasında süpürge makinasıyla uyandırılmış gibi hissettim
Ya da serçe parmağını dolap kenarına vurmaya salise kalmış gibi 
8 çocuğuyla ortada kalmış fatma girik gibi
Karnımın içindeki kelebeklerin cenazesi kalkıyordu..
Çantamı alıp dışarı çıktım
Şemsiyeyi açtım (sandım)
Bileğimdeki çiçek ve ben kalmıştık 
Bi de bende kalan bal gözlü kapşonlu şizofren

Papatya Adam

Kalbimin her bir titreyişini ben sana yoruyordum adam..
Her göz kırpışımda endişeleniyordum tek bi mimiğini kaçıracağımdan. 
Yanıma gelmeden önce tüm nefesimi dışarı veriyordum sen dolabilmek için..
Papatya kokuyordun adam,
Milyon çeşit çiçek kokusu barındıran kır bahçeleri kıskandı kokunu..
Her bi nefesimde yüreğimdeki kelebeklerin bi kez daha midemi gıdıklamasına izin veriyordum..
Hey sen,
Papatya Adam,
Bana bahçenin en güzel çiçeklerini sun. 
Sun ki ciğerlerim en güzel baharını yaşasın. 
Sun ki içime çektiğim seni dışarı vermemek için ölümü bekleyeyim
Sun ki..
Sun..


7 Mart 2015 Cumartesi

Beyaz Perde

Tüm yaşanmışlıklarla birlikte sabahının akşamla karışmış bi zamanda başını yastığa koyarsın
"Uyumak" seni tüm acılarını soğutacak tek hiçlik haliyken 
Sanki sana haram kılınmış gibi kaçar senden
Gözlerini tavana diker ve bir felçli misali kıpırdayamazsın
Tavan ki senin beyaz perden oluverir ansızın..
Geçmişe sarılır film, 
En başa..
Ardından başlar ve hızlandırırlar filmi. 
Kareler gözünün önünde saniyeler gibi akar geçer. 

Babamın bana ilk "ay parçam" diye seslenişi,
En sevdiğim oyuncağımı bir kedinin kaçırışı,
Amcam yaşındaki bi adamın bana öpücük atması,
Yakın arkadaşlarımdan birini kaybedişim,
Sırf siyasi nedenlerden dolayı öz yiğenini bir amcanın silişi,
Defalarca taciz teşebbüsünde bulunan kuzen,
En yakın arkadaşından yediği milyon kazık,
En değer verdiği insanın aslında ona nefret ve kin beslediğini öğrenişi,
Gecenin bir vakti köşeye sıkıştırılışı,
Papatya dolu bi bahçeye girip uzun süre orda yatışı,
İlk kez kediye dokunuş,
Fikirlerine hiç bir zaman saygı duymayan nice güzel insanlar,
Geçmişini öğrenmek istemeyen bir adam,
Günlerce süpriz için uğraşan en yakın arkadaşa sahip oluş,
Dedemin öldüğünü bilirken aslında seneler önce kaçtığını ve hala bulunamadığını öğrenişim,
Babannemin öldüğünü sanırken vurulduğunu anlatan acı dolu bir babayı izleyişim,
İlk madalyamı aldığımda mutluluktan ağlayan babamın gözyaşları,
Karşımda defalarca özür dileyen yalancı çocukluk arkadaşı,
İlk aşık oluşum,
İlk üçlük atışım,
İlk basketbol takımına seçilişim,
Hakemin hile yapıp maçı kaybettikten sonra saatlerce döktüğüm gözyaşı,
Sesimi kimseye duyuramayışım,
Sıkı bir aile,
Markete gitmek için bile izin alışlarım,
Secdeye her başımı koyduğumda ağlayışım,
Kimseye hiçbir halimi anlatamayışım,
İçime attıklarım,
Umursanmadığım koskoca 10 yıl,
Yarım yamalak ezberlediğim şarkılar,
İlk kez insanların içinde ağlayış,
İnsanların bana acıyan gözlerle bakması,
Takmayan insanlar,
Fikirlerimi çalıp şiir yarışmasında birinci olan arkadaş,
İlk fileye dokunuşum,
İlk dua, 
İlk yalvarış,
İlk haykırış,
İnsanlara ilk güvenmeyişim,
Umutsuzlağa düşüşüm,
İlk canımın yanışı,
İlk dut çalışım,
Yan mahalleye kız başıma gidip maça çağırışım,
Boyum uzun olduğu için her seferinde deve diye çağırılışım,
En yakın arkadaşımın "kanka benden uzaklaş senin yanında kısa duruyorum" deyişi,
İlkokulda aşık olduğum çocuğun uzaktan bana doğru gelirken ki kalp atışım ve ardından gözlerimin içine bakarak "birilerini etkilemiş miyim neyim? tipsiz" deyişi
Günlerce yatağımdan kalkmayışım
Her kavga ettikten sonra ailemle onlara değil içten içe attığım çığlık,
Kilitli balkon kapısını sinirlenip tekmeyle açışım,
Kızılay'ın en kalabalık caddesinde durup insanların ne yaşadığını tahmin etmeye çalışışım,
Kalbini kırdığım arkadaşım,
Yarım bıraktığım elma,
Yeni doğan bebeği ilk koklayışım,
İlk diken batması,
Teleferiğe belki düşer diye binişlerim,
Eyfel kulesine çıkışım,
"Where is Ipod's headphone?" sorusunu sorduktan sonra "arkada bacım" diyen bi Alman,
İlk terkediş,
Aldatılmam,
Babamdan yediğim ilk tokat,
Pianoya ilk dokunuş,
İlk kez sahnede şarkı söyleyiş,
Denizi gözüme sığdırmaya çalışışım,
Kokusunu hissettiğim milyon çiçek,
Fakir bi aileye yardıma gittiğimizde evdeki küçük çocuğun mutluluktan ağlaması ağlatması,
Barbie bebekleri yerine uzaktan kumandalı arabalarla oynamam,
10 yaşında başlayan bi araba sevdası,
İlk gitar çalışım,
Dışlanışlarım,
Kaybettiklerim,
Kaybedişlerim,
Tiyatro oyunlarım,
Kalemi ilk tutuşum,
Risale ile ilk karşılaşım,
Ergen grupları sevişim,
Onu sevişim,
Onları sevişim,
Vazgeçişim,
Farkedişim,
Kaybedişim,
Anneme sarılıp her şeyi anlatışlarım,
Otobüste hep köşelere kaçışım,
Soyutladığım,
Soyutlandığım onca günler,
Umutsuzluğum,
Yastığa gömülüp ağlayışlarım,
İnci caps manyağına dönüşüm,
Trol olarak tanınışım,
Trol'ü tanıyışım,
Haketmediğim tepkiler,
Haketmediğim lakaplar, 
Yutkunduğum onca söz,
İçimden bestelediğim onca küfür,
Korkudan titreyişim


birer birer geçiyor tavan denilen beyaz perdemde. Kısılmış olan ışık açılıyor. Spot ışıkları üzerime dikiliyor. Karanlığa alışmış gözlerim ışıktan olacak ki doluyor. Acıyla kapatıyorum. Yanağımdan süzülürken gözyaşım, ilk kabusum kadraja giriyor ve "3-2-1 kayıt!"